Kırkkuyu, Kuzey Kafkasya steplerinden Anadolu'ya uzanan zorlu bir göç yolunun son durağıdır. Kırım Savaşı'nın ardından yurtlarını terk etmek zorunda kalan Nogay Türkleri, Konya'nın Kulu ovasına yerleşerek burayı yeni vatanları yaptılar. O günden bu yana yüz yılı aşkın bir zaman geçmiş olsa da Nogay dili, örf ve adetleri, Sabantoy geleneği ve toplumsal dayanışma ruhu Kırkkuyu'da yaşamaya devam etmektedir.
Köy, iki ayrı Nogay iskânına sahne olmuş nadir yerleşim yerlerinden biridir. İlk kafile 1853–1856 Kırım Savaşı'nın hemen ardından Çöpler ve Paşadağı bölgesinden gelmiş; ancak 1880'lerin sonunda buradan ayrılmıştır. Ardından 1890'larda Rusya'nın Petersgie vilayetinden gelen ikinci bir Nogay kafilesi köyü kalıcı olarak yeniden kurmuş ve bugünkü Kırkkuyu halkının atalarını oluşturmuştur.
Nogay Türklerinin kadim sembolü. Kanatlı kurt; güç, özgürlük ve anavatana olan özlemi temsil eder.
"Nogay" adı, Altın Orda Devleti'nin en güçlü döneminde (1270–1299) büyük nüfuz kazanan komutan Nogay Han'dan gelmektedir. Cengiz Han'ın büyük oğlu Cuci'nin soyundan gelen Nogay Han, resmi olarak hanlık makamına geçmemiş olsa da birçok hanın tahta çıkmasında belirleyici olmuş ve fiilen devletin yönetiminde söz sahibi olmuştur. Ona tabi olan Türk ve Moğol boyları zamanla "Nogay" adıyla anılmaya başlamıştır. "Nogay" sözcüğü Moğolca'da "köpek" anlamına gelir; Moğol kültüründe köpek sadakat ve koruyuculuğun simgesidir.
Edige Bey'in oğlu Nurettin Bey tarafından 1426 yılında kurulan Nogay Hanlığı, 150 yılı aşkın süre bağımsız bir devlet olarak yaşadı. Don ile Ural ırmakları arasındaki geniş Kıpçak steplerinde hüküm süren bu devlet; kendi dili, edebiyatı ve gelenekleriyle köklü bir Türk uygarlığını temsil etti. Nogay uruğlarından yedisi (Şırın, Arın, Kıpçak, Argın, Alçın, Katay ve Mangıt) Yedisan adıyla biliniyordu. Kuzey Kafkasya'nın geniş bozkırlarına hâkim olan Nogaylar; tarım, hayvancılık ve ticaretle geçimlerini sağlıyorlardı.
1783'te Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesiyle başlayan Türk sürgünleri Nogayları da derinden etkiledi. 1784'te 80.000 Kırımlı Dobruca, Besarabya ve Anadolu'ya göç etti. 1800 yılına kadar yaklaşık 500.000 kişi — Kırım nüfusunun yüzde otuzundan fazlası — Osmanlı topraklarına sığındı. Rusya'nın Panslavizm politikası çerçevesinde uygulanan baskılar; zorla Hristiyanlaştırma girişimleri, toprak müsadereleri ve kültürel asimilasyon faaliyetleri Nogayların anavatanlarını terk etmelerine yol açtı. 1828 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında 200.000 kişi daha göç etmek zorunda kaldı.
1853–1856 Osmanlı-Rus Kırım Savaşı, Nogaylar için yeni bir sürgün dalgasını beraberinde getirdi. Savaşta Rusya karşıtı tutum sergileyen Tatarlar ve Nogaylar "hain" ilan edilerek göçe zorlandı. 1856 ile 1863 yılları arasında yaklaşık 150.000 Kırım Tatarı ve 50.000 Nogay Osmanlı topraklarına sığındı; bu rakam Kırım ve Güney Rusya Tatar nüfusunun üçte birine tekabül ediyordu. Toplam 600.000 kadar Nogay'ın Türkiye'ye göç ettiği tahmin edilmektedir. Osmanlı Devleti muhacirlere kapılarını açtı; her iki haneye bir öküz ve hane başına bir kile buğday tohumluk verileceği vaat edildi — ancak zamanın zorluğu nedeniyle bu yardımların büyük bölümü gerçekleştirilemedi.
Kırım Savaşı'nın ardından Anadolu'ya ulaşan Nogay kafilelerinin bir kısmı Çöpler ve Paşadağı bölgesine yerleştirilerek Kırkkuyu'nun ilk iskânını gerçekleştirdi. Bu ilk yerleşimciler, daha önce Osmanlı Devleti tarafından inşa edilen "dizili beyaz boyalı Osmanlı evleri" olarak adlandırılan yapılarda kalmışlardır. Soğuk geçen ilk kışlarda bir kısım muhacir ise Mandıra Köyü'nden ağaç keserek, yeri iki metreye yakın kazıp bu ağaçlarla üzerini kapattıkları "tol" adlı geçici barınaklarda hayatını sürdürdü. Komşu köy Boğazören (eski adı Köstengil) de bu dönemde Paşadağı'ndan gelen Nogaylar tarafından kuruldu.
Kırkkuyu'ya yerleşen ilk Nogay kafilesi, tam olarak bilinmeyen sebeplerle 1880'lerin sonunda köyü terk etti. Akademik araştırmalar; yerleşik halk ile uyumsuzlukların, iklim zorluklarının ve daha güçlü Nogay nüfusunun yaşadığı komşu köylere doğal çekimin bu ayrılışta belirleyici rol oynadığını ortaya koymaktadır. Nüfus kayıt defterlerine göre Kırkkuyu'ya kayıtlı kişilerin doğum yerleri Kameriya olarak geçmektedir; bu da ilk yerleşimcilerin Kırım'dan geldiğini teyit etmektedir.
1890'larda Rusya'nın Petersgie vilayeti Semirik ilçesine bağlı Gölderen köyünden gelen yeni bir Nogay kafilesi Kırkkuyu'ya yerleşti. Bu iskân, köyün bugünkü nüfusunun kökenini oluşturan kalıcı kuruluştur. Araştırmacı Hakan Benli'nin aktardığına göre bu dönemde Akin'den Kırkkuyu'ya geçen aileler de olmuştur; göç hareketleri bir nesil boyunca devam etmiştir. Söz konusu tarihe ait nüfus defterlerinde doğum yerleri H. 1286–1327 (M. 1869–1909) yılları arasında kayıtlı kişiler görülmektedir.
Kalıcı yerleşimin ardından Kırkkuyu sakinleri Konya ovasının zorlu iklim ve toprak koşullarına uyum sağladı. Köy, kademeli olarak büyüdü; evler Osmanlı mimarisini yansıtan beyaz badanalı yapılar hâline geldi. Ortalama dört odalı evlerin hemen hepsinde mutfak, kiler ve samanlık bulunuyordu. Tarım ve hayvancılık temel geçim kaynağı oldu. Nogayca konuşulmaya, geleneksel kıyafetler giyilmeye ve nikah, düğün gibi törenlerde Nogay âdetleri yaşatılmaya devam etti.
Komşu Ağılbaşı Köyü'nde (eski adı Mandıra) ilk kez "Sabantoy" adıyla bir şenlik düzenlendi. Bu etkinlik, uzun yıllar boyunca kendini "Tatar" olarak tanıtan Kulu Nogayları arasında "Nogay kimliği"nin yeniden filizlenmesini başlattı. "Sabantoy" adı; Türkçedeki "saban" (tarım aleti) ile Orta Asya Türkçesindeki "toy" (şölen, düğün) kelimelerinin birleşiminden oluşur ve ekimin tamamlandığı bahar dönemini kutlayan kadim bir bayramdır. 1998 sonrasında Ankara, Konya, Eskişehir, İstanbul, Balıkesir ve Hollanda'da Nogay dernekleri kurulmaya başlandı.
Kırkkuyu, Sabantoy şölenine iki kez ev sahipliği yaptı: 2004 ve 2013 yıllarında köyde düzenlenen şölenlere Türkiye'nin dört bir yanından ve yurt dışından Nogaylar katıldı. İstanbul'dan otobüslerle gelen katılımcılarla birlikte şenlikler büyük coşkuya sahne oldu. Geleneksel atlı gösteriler, ok atma etkinlikleri, Şahbaz ve Nogay oyunları, yerel yemekler ve konserlerin yer aldığı programlar günümüzde de Kulu ilçesinde her yıl düzenlenmektedir.
Nogay Türkleri Dernekleri'nin öncülüğünde iki büyük uluslararası bilimsel etkinlik düzenlendi: 1. Uluslararası Nogay Türkleri Bilgi Şöleni (2008, Ankara ATO Konferans Salonu) ve 2. Uluslararası Nogay Türkleri Bilgi Şöleni (2011, Gazi Üniversitesi). Kazakistan, Kırgızistan, Dağıstan ve Kafkasya'dan gelen akademisyenler, Türkiye'deki Nogayların tarih, kültür ve edebiyatını ele aldı. Sabantoy'un UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesine alınması için çalışmalar da bu dönemde yoğunlaştı.
6360 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilen yerel yönetim reformuyla köy statüsünden mahalle statüsüne geçildi. Kırkkuyu; Kulu ilçesine bağlı bir mahalle olarak idari kayıtlara geçti. Ne var ki köyün sakinleri bu değişikliği benimsemedi; halk arasında yer, "köyümüz" diye anılmaya devam ediyor.
Yaklaşık 287 nüfuslu Kırkkuyu; Nogay dili, kültürü ve geleneklerini yaşatmaya devam eden nadir köylerden biridir. Her yıl yurt dışından köye dönen hemşehrilerin getirdiği canlılık, gençler arasında Nogay kimliğine duyulan ilginin artmasıyla birleşmektedir. Köy muhtarı Rahmi Başaran'ın ifadesiyle: "Nogay geleneğimizi ayakta tutmak için derneklerimiz ve şenliklerimiz aracılığıyla çalışıyoruz. Köyümüzden yurt dışına giden köylülerimizin çocuklarına Nogaylıklarını yeniden kazandırmak istiyoruz."
Nogaylar, 13–15. yüzyıllarda Altın Orda egemenliğinde yaşayan Kıpçak Türklerinin torunlarıdır. Adlarını 1270–1299 yılları arasında Altın Orda'nın güçlü komutanı Nogay Han'dan alırlar. 1426'da Edige Bey'in oğlu Nurettin Bey tarafından kurulan Nogay Hanlığı, 150 yılı aşkın bağımsız bir devlet olarak yaşadı.
Nogayca, Türkçenin Kıpçak koluna girer ve bugün dünyada 100.000'den fazla kişi tarafından konuşulmaktadır. Köyümüzde büyük kuşaklar arasında Nogayca yaşatılmakta; Nogay sözlü edebiyatı — destanlar, şınlamalar ve ertengiler — kültürel mirasın canlı tanıkları olmaya devam etmektedir.
Kırkkuyu, Seyitahmetli, Ağılbaşı ve Boğazören'i kapsayan Kulu Nogay köyleri; Şereflikoçhisar'ın Doğankaya, Şeker ve Akin köyleriyle birlikte Türkiye'deki 7 Nogay köyünü oluşturur. Bu bölge; Türkiye'deki ilk Nogay dernek faaliyetlerine, Sabantoy şölenlerine ve uluslararası etkinliklere ev sahipliği yapmıştır.
Sabantoy; Nogay Türklerinin en önemli geleneksel şenlenidir. "Saban" (tarım aleti) ve "toy" (şölen, düğün) sözcüklerinin birleşiminden oluşan bu ad, ekim mevsiminin tamamlandığı bahar dönemini kutlayan kadim bir geleneği ifade eder. Kıpçak ve Orta Asya Türk kültürünün Nevruz'a karşılık gelen bu bayramı; tarih boyunca toplumsal dayanışmanın, bolluk dualarının ve kolektif sevincin simgesi olmuştur.
Şenliklerde atlı okçuluk, güreş, geleneksel oyunlar, Nogay halk dansları, yöresel yemekler ve müzik konserleri yer alır. Moğolistan'dan Kazakistan'a, Dağıstan'dan Türkiye'ye Nogay topluluklarının her yıl bir araya geldiği Sabantoy; Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle UNESCO'nun Somut Olmayan Kültürel Miras listesine alınması için çalışmalar yürütülen bir miras olarak kabul görmektedir.
Nogay kültürünün en zengin mirası sözlü edebiyattır. Türk dünyasında en fazla destan Nogay Türklerine aittir. Bunların en tanınmışı; destansı kahramanlık hikâyelerini anlatan Kırk Nogay Bahadır Destanı'dır. Kız ve erkeğin karşılıklı atışmasını konu alan Şınlamalar ile lirik şiir formundaki Ertengiler de Nogay edebiyatının özgün türleri arasında yer alır.
Bugün 15 ülkede ve Türkiye'nin 40 ilinde Nogay Türkleri yaşamaktadır. Rusya'nın Kuzey Dağıstan ve Stavropol Krayı'nda, Kazakistan ve Kırgızistan'da, Kafkasya'da topluluklar sürdürmektedir. Türkiye; en büyük Nogay diasporasına ev sahipliği yapmaktadır. Nogay Türkleri Derneği başta olmak üzere yurt içinde ve Hollanda'da faaliyet gösteren vakıf ve dernekler kültürel mirasın korunması için çalışmaktadır.